Hayder; Haydar İlim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Şuur kaybı
Yazı ölçüsü: büyüt küçült

yazar1
Hakan AKSU


Şuur kaybı, beynin normal faaliyetlerindeki bir aksama nedeniyle, örneğin beyne yeteri kadar oksijen gitmemesi gibi hallerde, hiçbir uyarıya cevap vermeme hâline kadar giden bilincin kısmen ya da tamamen kaybolması hâlidir.

Bu durum beyinde başlayan ve tüm vücudu etkileyen biyolojik bir işlevsizlik halidir.

Bu sıkıntılı durum kişi için her anlamda bir meşakkat ve hayat dışı hali olduğu gibi, etrafındaki insanlar içinde onla iletişim kuramamak ve istifade edememek halidir.

Biyolojik şuur kaybı her anlamda sıkıntılı bir durum olduğu gibi iman ve amel anlamında bir şuur kaybı çok çok daha önemli bir problemdir ki maalesef Muhammed (s.a.v) ümmeti olarak bizler inancımızla alakalı ciddi bir şuur kaybı yaşamaktayız.

Manevi beyinlerimize Kuran'ın yeteri kadar gitmemesi, bilincimizin Kuran'ın kavramlarıyla açık olmaması, Rasulullahın (s.a.v) hayatı tek doğru örneklik olarak hayatlarımızda vücut bulamaması, gözlerimiz açık olsada, bizleri manevi anlamda bitkisel hayata mahkum etmektedir.

AKİDEDE ŞUUR KAYBI

Bir insanın müslüman olabilmesi için "Lailaheillallah Muhammed Rasulullah" demesi gerekmektedir.

Lakin bu sadece bir söz değildir. Bu bir hayat tasavvurudur. Bu hakikati Lailaheillallah demeyen Mekke müşrikleri, bugün maalesef Lailaheillallah diyen müslümanlardan daha iyi bilmekteydiler. Bu sadece bir söz olsaydı, müşrikler bu sözü söylemekten imtina etmezlerdi.

Lailaheillallah inkar ile başlayan, ikrar ile neticelenen bir iman anahtarıdır.

Rabbimiz yüce kitabında Allah'a iman edebilmek için "Tağut" ismini verdiği bir şeyin imandan önce inkar edilmesini emreder.

"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir."

“Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlere (inkâr edenlere) gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlıklara götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.“ BAKARA 256-257

Tağut nedir? Kimdir? Bugün maalesef günlük virdlerinde bile binlerce kere Lailaheillallah diyen müslümanın mahiyetini bilmediği, inkarı olmadan, imanın mümkün olmadığı bir hakikattir tağut.

Meydan röportajlarından bir tanesinde sorulan Tağut nedir? sorusuna, içerisinde sakallı, namazlı, Kuran okuyan hacı abilerinde olduğu 69 kişiden sadece bir tanesinin, oda tuğyanın sadece hüküm boyutunu ifade ederek eksik bir şekilde tarif ettiği görsel acı bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Rabbimiz (cc) zihinlerimizde, cehaletten, örften, resmi ideolojilerin öğretilerinden kaynaklanan yanlış ilâh algısını sıfırlamadan yani "lailahe" demeden, "illallah" denmesini kabul etmiyor.

İlah kavramının, müşriklerin taptığı putlara indirgendiği, zamanımızın ilahlaşmış nefis, makam, şöhret, para, din adamı, batıl ideolojilerin ve devletlerin tespit edilemediği bir ilah algısı şuurdan uzak bir akide oluşturmaktadır.

İnsanlar lailaheillallah derken, aynı zamanda yüzlerce ilah edindiğinin farkına bile varamamaktadır.

AMELDE ŞUUR KAYBI

Rabbimizin bizlere emrettiği ve yasakladığı bütün hükümleri mutlaka hikmetler içermektedir. Rabbimiz bu hükümleriyle önce dünyamızı, sonra ahiretimizi cennet kılmak ister.

Lakin ameller şuurlu yapılmadığı zaman Rabbimizin murad ettiği hükümlerin hikmeti hayata yansıyamıyor, yada eksik kalıyor.

Abdestten başlayarak namazlarımızda getirdiğimiz tekbirler, kıyam, rüku ve secdeler, her merhalede söylediğimiz hamd ve tazimler hepsi bizlerde aklen ve kalben bir şuur muradı içerir.

Cemaatle namaz, safların düzgün olması hepsi bizlere şahsiyet kazandıracak öğretilerdir.

Efendimiz (s.a.v); "Saflarınızdaki yamukluk kalplerinize tesir eder" buyurmaktadır.

Bu sadece namaza has bir durum değildir. Oruç, imsak, iftar, infak zekat, hac vs hepsi içerisinde bizlere şahsiyet kazandıracak hikmetler ihtiva eder.

Lakin Rabbimizin muradından uzak bir kulluk, tevhidin doğduğu topraklara hac ibadeti için giden kişinin Arafatta sohbet yapan hatibi Şeriat propagandası yapıyor diye şikayet etmesine kadar götürür.

Örnekleri arttırmak mümkündür, meramımızın anlaşılması için yeterlidir.

VAHDET VE ÜMMETTE ŞUUR KAYBI

Vahdet, müslümanların dağınıklığından, ümmetimizin sıkıntılarından rahatsız olan her müslümanın arzusudur.

Vahdet birleşmedir. Nerede birleşme?

Doğru, adil ve kalıcı vahdet akide ve yöntem birlikteliği ile mümkündür.

Akidenin ölçüsünü belirleyen Rabbimiz, yöntemin tek örneği Rasulullahtır (s.a.v)

Sahaya baktığımızda ise durum bundan çok farklıdır.

Akidelerin ve yöntemlerin cemaatlere, ırklara, bölgelere göre değiştiği bir ümmetin müntesipleriyiz.

Akide ve yöntemdeki farklılığın tezahürü olarak, tesettür şekillerinin, giyilen giysilerin, sakal veya bıyık modellerinin mutlak ayrımcılığının gölgesi altında paramparça olmuş bir ümmetiz.

Ümmet olmanın, vahdetin gerekliliğinin yerine gelmediği bir zamanda, su ve hava kadar ihtiyacımız olan vahdet elbetteki duygusal ifadelerin bir adım önüne geçmeyecektir.

SON SÖZ

İman iddiamız, kulluk gayretimiz, vahdet arzumuz Rabbimizin ve Peygamberimizin istikametini belirlediği yönde olmadığı sürece, neye inandığımızı, neyi reddettiğimizi, nasıl bir yaşam süreceğimizin şuurunu Kuran ve sünnetten almadığımız sürece hikmet hayata tecelli etmeyecek. Hikmet tecelli etmedikçede birey ve ümmet olarak gerekli şahsiyet inşası olmayacak ve neticesi asil, aziz, hakim bir ümmet olamayacağız.

Rabbimiz iman ve amellerimizi muradına ve rızasına uygun bir şuurla kulluk yapmayı, Kuranla inşa olmayı hepimize nasip etsin, inşaAllah⁠⁠⁠⁠


Diğer Yazılar

Telefon: Gsm: 0530 692 79 97 - 0 536 491 07 64

Copyright © 2003-2011 hayder.org.tr All Rights Reserved. Design artiweb
IE 8+, Firefox 3.6+, Crome 10+, Macromedia Flash, 1024 x 768